Zaman yetmiyor hissi, çoğu kişinin gündelik hayatında neredeyse varsayılan bir duygu haline geldi. Takvim dolu olduğunda, gün hızlı geçtiğinde, yapılacaklar listesi kabardığında bu his çok normal kabul ediliyor. Hatta bazen bu yoğunluk, üretkenliğin bir göstergesi gibi algılanıyor. Ne kadar meşgulsek, o kadar değerliymişiz gibi.
Ama günün sonunda yaşanan yorgunluk, yalnızca yapılan işlerle açıklanamayacak bir ağırlık taşıyor. Fiziksel olarak çok yorulmamış olsan bile zihnin bitkin hissediyor. Çünkü asıl yük, yapılan işlerin sayısından çok, zihnin aynı anda kaç yerde olduğuyla ilgili oluyor.
Bir toplantıdan çıkıyorsun ama konuşulanlar zihninde kapanmıyor. Bir karar alıyorsun ama arkasında bıraktığı ihtimaller seni takip ediyor. Bir işe başlıyorsun ama başka bir konu araya sızıyor. Gün boyunca fark etmeden onlarca kez bölünüyorsun. Her bölünme küçük görünüyor, ama birikerek zihinsel bir dağınıklık yaratıyor.
Zihinsel dağınıklık, sessiz çalıştığı için çoğu zaman fark edilmiyor. Kimse “bugün zihnim çok dolu” demiyor. Bunun yerine daha hızlı olmaya çalışıyoruz, daha çok işi aynı güne sıkıştırıyoruz, daha verimli yöntemler arıyoruz. Oysa asıl mesele çoğu zaman hız ya da yöntem değil. Mesele, zihnin dinlenememesi.
Liderlik pozisyonlarında bu durum daha belirgin hale geliyor. Çünkü liderin zihni yalnızca kendi sorumluluklarını taşımıyor. Ekipten gelen beklentiler, söylenmeyenler, olası riskler, alınan kararların yankıları… Bunların çoğu görünmez bir yük olarak zihinde dolaşıyor. Ve bu yük çoğu zaman “işin doğası” diye normalleştiriliyor.
Oysa normalleşen her yük, zamanla ağırlaşıyor. Dikkat dağınık hale geliyor, öncelikler bulanıklaşıyor, karar almak daha fazla enerji istiyor. Gün içinde sürekli meşgul olma hali, içsel bir netlik üretmiyor. Aksine, zihni daha da parçalıyor.
Yeni nesil liderlik burada bambaşka bir yere bakıyor. Zamanı daha sıkı kontrol etmeye değil, dikkati toparlamaya. Her boşluğu doldurmaya değil, bazı boşluklara izin vermeye. Her şeye yetişmeye değil, neyin gerçekten önemli olduğunu ayırt edebilmeye.
Zihinsel alan açıldığında zaman sihirli bir şekilde çoğalmıyor belki. Ama zamanla kurulan ilişki değişiyor. Aynı saatler içinde daha az bölünmüş, daha temaslı, daha sakin bir çalışma hali mümkün oluyor. Günün sonunda “yetiştiremedim” duygusu yerini “nerede olduğumu biliyordum” hissine bırakabiliyor.
Burada kritik olan şey, zihinde sürekli açık kalan dosyaları fark edebilmek. Yarım kalan düşünceler, ertelenmiş konuşmalar, söylenmemiş cümleler… Bunların her biri, zaman fark etmeden zihinden pay alıyor. Ve çoğu zaman asıl yorgunluk, bu görünmez paylaşımdan geliyor.
Belki de bu yüzden zamanla ilgili soruyu biraz daha dürüst bir yerden sormak gerekiyor. Takvimim neden dolu sorusundan önce, zihnim neden hiç boşalmıyor sorusu gibi. Gün içinde beni en çok zorlayan şey işin kendisi mi, yoksa zihnimde taşıdıklarım mı?
Bu sorular insanı durduruyor. Biraz rahatsız ediyor. Çünkü cevapları hemen bulunmuyor. Ama tam da bu durma anları, zihinsel yükle temas etmeye başlanan yerler oluyor. Ve çoğu dönüşüm, hızlanarak değil; durabilerek başlıyor.
Zamanla ilgili yaşanan sıkışıklık, çoğu zaman saatlerden değil, zihnin taşıdığı görünmez yükten besleniyor. Bunu fark etmek her şeyi bir anda çözmüyor. Ama bakış açısını değiştiriyor. Ve bakış açısı değiştiğinde, liderlik de, çalışma hali de, ilişki biçimleri de başka bir yere evriliyor.
Merak ediyorum…
Gün içinde seni en çok yoran şey gerçekten zamanın kendisi mi, yoksa zihninde sürekli açık kalanlar mı? Bu farkı son zamanlarda hiç düşündün mü?
📲 Yeni Nesil Liderler WhatsApp Topluluğumuza katılın: Kurumsal liderlik, koçluk ve ekip yönetimi üzerine güncel bilgilere ulaşmak için 👉 TIKLAYIN