Bir sahneyle başlamak istiyorum.
Ekibinde biri var. Zeki, çalışkan, işini biliyor. Bir şekilde her toplantıda içinde bir şey sıkışıyor. O konuşmaya başladığında sabırsızlanıyorsun. Söyledikleri mantıklı, bunu biliyorsun. Yine de bir yerde bir şey seni rahatsız ediyor. Tam olarak ne olduğunu tarif edemiyorsun.
Bu his tanıdık mı?
Ya da şöyle bir sahne: Ekibinden biri çok hızlı karar veriyor, fazla risk alıyor. Bunu "sorumsuzluk" olarak görüyorsun ve içten içe sinirleniyorsun. Aynı zamanda o insanın o kararlardan zaman zaman doğru çıktığını da görüyorsun. Yine de rahatsızlık geçmiyor.
Ya da tam tersi: Ekibinde biri çok yavaş, çok temkinli, her şeyi iki kez soruyor. Sabredemiyorsun. "Neden bu kadar kararsız?" diye düşünüyorsun. Oysa o insan sadece emin olmak istiyor.
Bu sahnelerin hepsi farklı görünüyor. Hepsinde ortak bir şey var.
O rahatsızlık, karşındaki insandan değil, içindeki bir şeyden geliyor.
Carl Jung buna "gölge" diyor.
Gölge; kötü, utanılacak ya da zayıf bir şey değil. Gölge, hayatının bir noktasında bastırdığın, görmezden geldiğin, "bu ben olamam" diyerek kenara ittiğin her parçandır.
Belki bir dönem çok hırslıydın. Sonra "hırs kibir getirir" diye düşündün ya da çevrenden böyle mesajlar aldın. O hırsı içine gömdün. O hırs gitmedi. Sadece görünmez oldu. Şimdi çok hırslı bulduğun ekip üyelerini fark etmeden köşeye sıkıştırıyorsun.
Ya da çok meraklıydın. Sürekli soru sorardın. Bir gün "fazla soru sorma, sadece yap" mesajını aldın. O merakı kapattın. Şimdi ekibinde her şeyi sorgulayan biri var ve o insanı "yavaşlatan" biri olarak görüyorsun. Oysa o merak, tam da kurumunun ihtiyacı olan şey olabilir.
Gölge böyle işliyor. Görmediğinde kararlarını, ilişkilerini ve liderlik tarzını sessizce şekillendiriyor. Farkında olmadan.
En çarpıcı yanı şu: Gölge, kendini en çok başkalarında seni rahatsız eden şeyler üzerinden gösteriyor.
Şimdi liderliğe gelelim.
Lider olmak, insanlara yol göstermek demek. Bir an durup düşün: Kendi göremediğin bir yerde başkasına nasıl yol gösterebilirsin?
Ekibine geri bildirim veriyorsun. Bu geri bildirim bazen karşındaki insanın gerçek ihtiyacından değil, senin o anda fark etmediğin bir yerden kaynaklanıyor olabilir.
Ekibinle iletişim kuruyorsun. Bu iletişimin rengi, tonu ve sınırları; içindeki görülmemiş alanlardan geçiyor.
Birini "çok duygusal" bulup geri çekiliyorsun. Belki sen duygularını çok uzun süredir bastırıyorsun ve onda kendinden bir parça görüyorsun.
Birini "yeterince kararlı değil" diye nitelendiriyorsun. Belki belirsizlikle kendi ilişkin düşündüğünden daha kırılgan; sadece bunu kimseye göstermiyorsun.
Bu bir suçlama değil. Gerçekten.
Bu, liderlik yolculuğunun en dönüştürücü ve en az konuşulan kısmına bir davet.
Rehberlik etmek için önce kendini görmen gerekiyor.
Liderlerle yapılan çalışmalarda sıkça görülen bir şey var: En büyük dönüşümler yeni bir model öğrendiklerinde değil, kendilerinde bir şeyi fark ettiklerinde yaşanıyor.
O an çok spesifik görünüyor.
Bir toplantıda ani bir tepki veriyor ve durup "Bu tepki nereden geldi?" diye soruyor.
Bir ekip üyesiyle yaşadığı gerilimi düşünürken "Ben bu sahnede ne görüyorum aslında?" diye bakıyor.
Uzun süredir taşıdığı bir gerginliği fark ediyor ve "Bu bana ne anlatıyor?" diye içine dönüyor.
İşte tam o an bir şey değişiyor.
Ve o değişimden sonra liderlik bambaşka bir hal alıyor.
Ekibine daha az yargılayarak bakıyor.
Daha çok merak ediyor.
"Bu insan neden böyle?" sorusu yerini, "Bu insanın içinde ne oluyor olabilir?" sorusuna bırakıyor.
Geri bildirim verirken savunmaya geçirmiyor, alan açıyor.
Zor konuşmalarda daha sakin kalıyor. Çünkü artık o konuşmanın içinde kendi tetikleyicilerini tanıyor.
Ve ekip bunu hissediyor. Her zaman.
Gölgeyle yüzleşmek kolay değil.
Dışarıya parmak uzatmak kolaydır.
"O ekip üyem sorun çıkarıyor."
"O yönetici anlaşılmaz."
"O kurum kültürü problemli."
demek kolaydır.
İçeriye dönmek başka bir şey ister.
Cesaret ister.
Rahatsız olmayı göze almak ister.
Çünkü içine baktığında her zaman hoşuna giden şeylerle karşılaşmazsın.
Kontrol etme ihtiyacını görürsün.
Onaylanma isteğini görürsün.
Hata yaptığında sorumluluğu başkasına yükleme refleksini görürsün.
Ya da her şeyi üstlenme ve kimseye bırakamama eğilimini fark edersin.
Bunları görmek zordur.
Görmeden geçmek ise çok daha yüksek bir bedel yaratır.
Ekibine yansır.
Kurumuna yansır.
Ve uzun vadede en çok sana yansır.
Gerçek rehberlik tam da burada başlıyor.
Kendi gölgelerini görmüş bir lider, karşısındaki insana farklı bir yerden bakabiliyor.
Ve o insan, görüldüğünü hissediyor.
Bu küçük bir şey gibi görünüyor.
Değil.
Görülmek, insanın en temel ihtiyaçlarından biri.
İnsanlar yalnızca maaş için çalışmıyor.
Yalnızca kariyer için de çalışmıyor.
Çalıştıkları yerde görüldüklerini, anlaşıldıklarını ve değer gördüklerini hissetmek istiyorlar.
Ve o hissi yaratan lider, bunu teknik bilgisiyle değil; kendi iç dünyasıyla kurduğu ilişkiyle yaratıyor.
Sana bırakmak istediğim soru şu:
Son zamanlarda ekibinde seni beklenmedik şekilde rahatsız eden biri ya da bir davranış oldu mu?
O rahatsızlığı yalnızca dışarıda mı bıraktın, yoksa bir an durup içine bakmayı da seçtin mi?
Yorumunu merak ediyorum.
📲 Yeni Nesil Liderler WhatsApp Topluluğumuza katılın: Kurumsal liderlik, koçluk ve ekip yönetimi üzerine güncel bilgilere ulaşmak için 👉 TIKLAYIN