Liderlikte Bildiklerimiz Yetmemeye Başladı. Nasıl mı?

Uzun yıllar boyunca liderlik, bildiklerimizin toplamı üzerinden tanımlandı. Ne kadar çok deneyim, ne kadar çok bilgi, ne kadar çok “ben bunu daha önce yaşadım” cümlesi varsa, o kadar güçlü bir liderlik varsayıldı. Bu yaklaşımın yanlış olduğunu söylemek kolay değil, çünkü bir dönemin gerçekliğinde gerçekten işe yaradı. Sistemler daha öngörülebilirdi, roller daha netti, hız bugünkü kadar yıpratıcı değildi. Bilmek, yön vermek için yeterliydi. Bugün ise aynı yerde değiliz. Aynı hızda değiliz. Aynı beklentilerle çalışmıyoruz.

Bugün birçok lider, geçmişte defalarca işe yarayan reflekslerini kullandığı hâlde aynı etkiyi yaratamadığını hissediyor. Aynı toplantılar yapılıyor, benzer kararlar alınıyor, doğru olduğu düşünülen cümleler kuruluyor. Yine de ekipler eskisi kadar karşılık vermiyor. Bağlılık azalıyor, inisiyatif zayıflıyor, yorgunluk daha çabuk hissediliyor. Bu tabloya bakıldığında ilk refleks genellikle şu oluyor: “Bir yerde eksik yapıyorum, daha fazlasını öğrenmeliyim.”

Oysa mesele her zaman daha fazlasını bilmek olmayabilir.

Çünkü bugün bilgi tek başına yön vermiyor. Bilgi, hâlâ gerekli. Deneyim, hâlâ kıymetli. Yine de liderliğin taşıyıcı unsuru olmaktan yavaş yavaş çıkıyor. Bunun yerine başka bir şey öne geçiyor: ilişki kurabilme hali. İnsanların içinde bulunduğu duygusal iklimi fark edebilme. Belirsizlikle acele etmeden birlikte durabilme becerisi.

Bu noktada liderliğin görünmeyen yüzü devreye giriyor. Kimlerin konuştuğu kadar kimlerin sustuğu da anlamlı hale geliyor. Söylenenler kadar söylenmeyenler de bilgi taşıyor. Bir ekip üyesinin toplantılarda eskisi kadar söz almaması, bir projenin sürekli son anda yetişmesi, insanların “tamam” deyip geri çekilmesi… Bunların hiçbiri tek başına performans meselesi değil. Bunlar, bağın zayıfladığı yerlere işaret ediyor.

Liderlikte bildiklerimiz yetmemeye başladığında, genellikle bu bağlar çözülmeye başlıyor. Çünkü bilgiyle yönetilen sistemler, insanın duygusal yükünü taşıyamıyor. Hız artarken temas azalıyor. Kararlar çoğalırken anlam bulanıklaşıyor. Liderler ise çoğu zaman bu çözülmeyi kişisel bir yetersizlik gibi algılıyor.

Burada durup başka bir soru sormak gerekiyor: Gerçekten yetersiz olan lider mi, yoksa artık başka bir liderlik kasına mı ihtiyaç var?

İnsan ve teknoloji dengesinin bu kadar konuşulmasının nedeni de tam olarak bu. Teknoloji işleri hızlandırıyor, süreçleri kolaylaştırıyor, ölçülebilir hale getiriyor. Yine de insan tarafı bu hızın gerisinde kalıyor. Sürekli değişen araçlar, artan beklentiler, bitmeyen iletişim kanalları… Bunların ortasında liderin rolü yalnızca sistemi ayakta tutmak değil; sistemin içinde insanların nasıl hissettiğini de görebilmek.

Yeni nesil liderlik, tam da bu farkındalıkla şekilleniyor. Daha çok bilen değil, öğrenmeye daha açık olan liderlik. Her soruya cevap veren değil, soruların taşınabileceği bir alan açan duruş. Gücü, her şeyi kontrol etmekte değil; kontrol edemediklerine rağmen sakin kalabilmekte bulan bir yaklaşım.

Bu yaklaşım, liderin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de dönüştürüyor. Bilmediğini kabul etmek, eskiden zayıflık gibi algılanıyordu. Bugün ise ekipler için güven verici bir şey olabiliyor. Çünkü bu, birlikte düşünmeye davet eden bir alan açıyor. “Benim cevabım bu” demek yerine, “burada birlikte bakabiliriz” demek başka bir bağ kuruyor.

Peki bu kolay mı? Hayır. Çünkü yıllardır öğrendiğimiz liderlik dili bunun tam tersini söylüyordu. Emin ol, güçlü görün, hızlı ol, boşluk bırakma. Bugün ise boşluk bırakabilen liderlik kıymetli hale geliyor. Sessizliğe tahammül edebilen, beklemeyi becerebilen, hemen çözüm üretmek yerine anlamaya çalışan liderlik öne çıkıyor.

Yeni Nesil Lider Akademisi’nde ele aldığımız mesele de tam olarak bu. Liderliği yeni kavramlar ekleyerek değil, bakış açısını değiştirerek ele almak. Bildiklerimizi inkâr etmeden, onlara tutunarak değil; onları esneterek ilerlemek. Çünkü bugünün dünyasında liderlik, tek başına taşınan bir rol değil. İnsanlarla birlikte şekillenen, ilişkiler içinde anlam kazanan bir süreç.

Belki de liderlikte bildiklerimizin yetmemeye başlaması bir kriz değil. Belki bu, daha derin bir liderlik anlayışına geçişin işareti. Daha az kontrol, daha çok temas. Daha az kesinlik, daha fazla merak. Daha az cevap, daha çok soru.

Bu noktada durup kendimize şunu sormak gerekiyor: Bugün liderlikte seni en çok zorlayan şey ne? Her şeyi bilme baskısı mı? Belirsizlikle baş etme hali mi? Yoksa insanlarla kurulan bağın giderek daha karmaşık hale gelmesi mi? Ekibinin senden gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu ne kadar duyabiliyorsun?

Bu soruların sende ne uyandırdığını merak ediyorum. Belki de bu bültenin asıl amacı bir cevap vermek değil, bu sorulara birlikte alan açmak.

Yorumlarda kendi deneyiminden, gözleminden ya da sadece hissettiklerinden bir cümle paylaşman bile bu sohbeti başka bir yere taşıyabilir.

📲 Yeni Nesil Liderler WhatsApp Topluluğumuza katılın: Kurumsal liderlik, koçluk ve ekip yönetimi üzerine güncel bilgilere ulaşmak için 👉 TIKLAYIN